Kan ülkesinin Vatandaşlar: Kan ülkesinde üç ırk yaşıyordu: kızıl-derililer (alyuvarlar), beyazderililer (akyuvarlar) ve duvarcı cüceler (trombo-sil'ler veya pıhtı hücreleri). Yapılan nilfus sayımlanna göre bir mm' kanda 5 milyon kızılderili, 250.000 cüce ve 10.000 beyazderi-li vardı.
Kan ülkesi yüzeyi değil hacmi ölçülen bir ülkeydi; normal hacmi 5 litre kadardı. Buna göre bu Ulkede 25 trilyon kızılderili, 50 milyar beyazderiii ve 125 trilyon du-varcı cüce yaşıyordu.
Ktztlderiliierin Macerast:
Kızıiderili Alyuvar, Kırmızı 1lik Maga-ralannda doğdu. Bu magaralar belli ke-mikierin içinde oyulmuştu : göğUs kemiği. omurlar. kaburgalar, kafatası kemikleri, kalça-leğcn kemiği, uyluk ve kol kemik-lerinin vücuda yakın uçlan. Diğer kemik-lerde de kcmik iliği magaralan vardı; fa-kat buniar yağla dolu, sapsan şeylerdi; yainız yagcılıkla ugraşır, öyle yaratıcı ey-Iemlere pek girişmezlerdi; bunlara San llik deniyordu. Tarihçilere göre doğuş sı-rasında kemiklerdeki bUtUn mağaralar kırmızı renkliydi ve doğurgandı. Fakat do-ğumdan itibaren vücudun uçianndaki ke-miklerin ilikierine yağ dolmaya baslamıştı (buralann daha serin oluşu sebebiyle); yağ uçiardan merkeze dogru kemik iliği mağaralannı işgal ediyordu; öyle ki 18 ya-şına gelen insanda ancak vUcudun orta-sındaki kemiklerde kırmızı ilik kalmıştı ve bu u/uıı yıliar orada kalacaktı.
Doğduğunda Alyuvar 15 mikron çapm-da vusyuvarlak bir yaratıktı. Koskoca bir çekirdeği vardı ve protoplazma'sı bu çe-kirdeğin etrafında ince bir şerit halinde idi. Henüz kırmızi boyası yoktu. Yaşı iler-ledikçe protoplazma'sında Hemoglobin de-nen kırmızı bir boya toplandı ve çapı kü-çüidü.
7 mikron çapına kadar ufaldıgı bir gün
Alyuvar çekirdeğini dışan fırlattı. Bazı-lan da diyoriar ki kaldınp dışan atmadı da kendi içinde eritti; her neyse, çekirde-gini kaybeden Alyuvar Mağaralan terke-derek damar denilen yollara atıldı. Kendi-sine faydalı bir görev verilmişti: gaz ta-şımak. Akciğer dencn şehrin dar sokakla-nnda (kılcal damarlannda) dolaşırken iyice yavaşlıyor, bu sırada alveol dencn hava keseciklerinden oksijen (0V) yükle-niyor ve bunu dokulara taşıyordu. Acaba 0V taşıtmak için neden kızılderilileri sec-mişlerdi ? ÇUnkü onlann Hemoglobin de-nen kırmızı boyalan 0,'yi çok seviyordu. Alyuvar dokulann dar sokakiannda (kıl-cal damarlannda) yavaşladıgı zaman ga-rip bir şey oiuyordu. Dokular bUyUk ve hiç sönmeyen fınniarda çeşitli besinler yaka-rak 37"lik ısı meydana getirmekte idiler; bu iyi ve faydalı bir şeydi, ne var ki nasıl fabrika ve ocak bacalan havayı kirletiyor-sa dokudaki yanmalar da dokulan kirle-ten COv gazmı meydana getiriyordu. Işte bu sayısız CO^ molekülleri Alyuvann etra-fını çevirip Hemoglobin'in 02'ye olan tut-kusunu alaya alıyorlardı, yani ortam çok daha asitieşiyordu. Asitlcşme artınca ca-nına yeten Hemoglobin O.'yi serbest bıra-kıyor, git ne halln varsa gör diyordu. O zaman da 0. gidip kendini dokulann bU-yük fınnianna atıyor, yanıyor ve yakıyor-du. Dokularda birikmis olan COa moiekül-leri Alyuvann 0,'yi boşalttıgını görünce onun UstUne binip oııunla beraber akci-gere giımek istiyorlardt, oradan da uzay yolculuguna çıkacaklardı; fakat gel gelc-lim ki Hemoglobin CO.,'den pek hoşlanmı-yordu; bu bakımdan her defasında Alyu-var CO. moleküllerinden ancak birkaçmı nezaketen içine alarak akcigerc kadar gö-türiiyordu. Geri kalan çok sayıda COv mo-lekülieri ise Alyuvara binemeden akcigere koşuyoriardı (CO.'nin kanda erimiş halde
ALYUVARLAR. AKYUVARLAR VE CÜCELER
a) Kan ûlkesinln vatandaşları
ve HCO,— olarak tasınması) Alveol kese-ciklerine vannca yaya veya bindirilmiş bütün CO, motckülleri damar duvarını ve alveol zannı hızla geçerek uzaya aiılı-yordu.
Alyuvar bu görevî 120 gün hiç aksat-madan yaptı. Artık ihıiyarlamıştı. Yavaş yavas Dalak şehrindeki mezarlığa geldi ve orada öldü. Ariıklannı Dalağın RES (Re-tikiilo-Endotclyal sistem) diye bilinen elcmanlan yediler. Bir süre sonra RES hücreleri kustu; o zaman anlaşıldı ki ça-lışkan RES hücrelcri Alyuvar leşiııi yedik-ten sonra boş durmamış, Hemoglobin bo-yasından Bilirübin adlı san bir boya ve demir eldc etmişti. Bilirübin safraya rcnk vermek üzere karaciğere ve demir de tek-rar Hemoglobin yapımında kullanılmak üzerc Mağaralara yollandt.
Beyaz Adam lstiyor Savasmak:
Kan ülkesindeki beyazlar iiç biiyük grup halinde idi: kamuflaj yapmış üsiü lckcli savasçılar (granülosit dcnen Akyu-varlar) % 65, iıri çöpçüler (monosit denen Akyuvarlar) % 10 vc kinci harp kimyası uzmanlan (lenfosiı denen Akvuvarlar) % 2S.
Lekcli Akyuvarlar da üç çcsiıti: çilliler (eosinofil'ler. bunlar kırmızı-esmer lekeli idi). benli'Ier (bazofil'ler, yüzeylerinde mavi-siyah iri benekler vardı) ve taraf-sızlar (nötrofil'ler. bunlar lıerşeyin bir rengi olması gerekıiğine inanmayanlardan-dı. onun için benekleri hemen hemen renk-sizdi). Lekeli Akyuvarlar dolaşımda 30 saaı kadar yaşıvorlardı, fakat birçoğu dolaşımı tcrkcdip dönmedigi için orialama hayai-lan 7 saatti. Benliler bütün Akyuvarlann % l'ini, çillilcr % 5 kadannı teşkil ediyor-du. kalanlar tarafsızdı. Bütiin lekelilerin evrimi birbirine benziyordu : hepsi de Kır-mızı Ilik Mağaralannda lckesiz olarak do-ğuyorlardı. Kocaman çekirdekleri, incecik siioplazma'lan vardı. Zamanla bunlan lcke basıyordu ve çekirdekleri önce at nalı gibi sonra da sosis dizisi gibi boğum boğum oluyordu. o zaman onlarla «çekirdeği bo-ğumlıı (polimcrfonükleer)» diye eğleniyor-lardı. Bunlar kızıldcrililer gibi çekirdcfcini fırlatan soydan dcğildi. çünkü görevleri Alyuvarlar gibi 0., hamallıgı yapmak değil, saldırgan düşmanlara karşı savaşmaktı. Bunlar damar denen yollarda döner du-rurlar, bir saldırı beklerlerdi. En eski düs-manlan bakteri'Ierdi. Bakteri saldınnca bir yerde dokular yıkıhyor, bu yıkılma sı-rasında açığa çıkan bazt kimyasal madde-
Icr damar yollan boyunca lekclilere ula-şıyordu. O zaman tarafsız Akyuvarlar olay ycrine koşarlardı (kcmotaksis = kimyasal çekiın). Hareketleri ilginçdi: vücutlannın herhangi bir yerinden bir yalancı bacak (psödopod) çıkıyor ve bütün protoplaz-tnnlan bu yönde akıyordu. Bu hareketin hızı dakikada 19 mikrcn'du. Baktcri-doku çatışması sırasında açıga çıkan maddele-rin bir kısmı bevne ulaşıyor ve oradan alınan emir Uzerine vücut harp ckonomi-sine geçiyor. hnnlarda besin yakma arlı-yor, vüuut ısısı yükseliyor. bu arada olo-matik oiarak damar yolları genişletilerek olay ycrine daha hızlı ve daha çok asker yollanması sağlanıyordu. Bu çatışmada açıga çıkan diğer bazı maddeler ciamar duvarlannda gediklcr açarak (damar ge-çırgenliğini arttırarak) bölgeye asker geli-şini kolaylaştınyordu. Tarafsız Akyuvarla-nn toplândığı yer sıcak, kırmızı. şiş vc ağnlı olurdu, buna haksız olarak iltihap vcya abse diyorlardı, gerçekte bu insan dc-nen dünyayı bir belâdan korumak üzere kan ülkesinden oraya koşup ölmüş taraf-sız Akyuvarlann mezarlığı idi. Şirndi hatı-ra şu soru geliyor: tarafsız Akyuvarlar ile bakteriler arasındaki savaşta kullanılan silâhlar nelerdi ? Söylcmeyc utanıyoruz ama gerçek : kahraman tarafsız Akyuvar-lar bircr yamyamdan başka birşey değil-lcrdi, bakterileri yalancı kollan ile san-yor ama, sonra onlan sahiden yutuyor ve sindiriyorlardı. Bu katliama tıpta fagosi-toz diyorlardı (= hücre yemek). Hattâ vücut tarafsız Akyuvarlann bakterileri afiyctle yemesi için bir de salça hazırlı-yordu: bu salça opsonin adı ile tanınmış-tı (fagositoz'u kolaylaşlıncı sıvısal faktör-ler). Bakteri ise orta çağ usulii silâhlar kullanmaktaydı: zehirler (toksin'lcr). Bu zehirler de iki cinsdi: bir kısmını bâkteri dışarı fışkırtıyordu, buna dış zehir veya ckzotoksin demişlerdi; bir kısım zehirler bakterinin içinde kalıyordu (iç zehir veya endotoksin). Baklerinin içi dışı zchir dolu olduğundan bakteriyi yivcn tarafsız Akyu-varlann da çoğu ölüyordu. Savaşın (iltiha-bın) iiçüncü günü tarafsız Akyuvarlann çoğu ölmüş veya geri çekilmiş olur, mey-danda bakıeri vc tarafsız Akyuvar ceset-lcri kalırdı. lşte o zaman Monosit dcnen iri kıyım çöpçü vatandaşlar olay yerine geliyor ve burayı çöplerdcn (daha doğru-su cesetlcrden) duyulmadık bir şekilde te-mi/livorlardı: dost olsun, düşman olsun bütiin cesetleri yiyorlardı, hattâ bu yiiz-den bunlara «kocaman yeyici (makrofaj)» ismi verilmişti. Askerini, çöpçüsünü yam-
12
yam seçmek ve çöpçüleri askerlerden son-ra yollamakla Kan Genelkurmayı yalnız en duyulmadık değil aym zamanda en tcmiz bir harp sistemi uyguluyordu.
Zehirlcr için ne yapmalıydı acaba ? Bu da dUsiinUImüştU. bakterinin hazırladığı birçok zehire karsı dalak, karaciğer v.s. gibi hiicre laboratuvarlannda panzehirler hazırlanıyor ve bunlar kan yolu ile olay yerine sevkediliyordu (karsı zehirler veya anlitoksinler). Bakterinin her zehrine kar-şı ayn bir panzehir hazırlayacak nitelikte hücre laboratuvarlan vardı.
Çilli Akyuvarlar (eozinofil'ler) allerji denen özel savaşlardaki görev ve kahra-manlıklan ile tamnmışlardı.
Benli Akyuvarlar (bazofil'Ier) heparin denen kan pıhtılaşmasmı önleyici bir mad-de taşıyor ve savaş (iltihap) uzaymca bu-nu damarlara püskürtüyor. bu sekildc tra-fiğin tıkanmasını, yani pıhtı oluşmasını önlüyorlardı. Böylece asker yollamanın aralıksız devam etmesi mümkiin oluyordu.
tri kıyım monosit'ler de Kıımızı tlik Mağaralannda dogup kan yollanna atıh-yoriardı. Bunlann çöpçülük görevine de-ğinmişlik.
Lenfosit'ler çoğu kere Timüs bezi (özel-lilde çocuk ve gençlerde), Dalak ve Lenf Dügümleri gibi merkezlerde doğuyorlar, oradan kan yollarına atıhyoriardı. Bütün diger Akyuvarlann ömrü birkaç gün civa-nnda iken lenfosit'Icrin bazılan scnelerce yasıyabüiyordu. Çoğunun ömrü 100-200 gün arasında idi. Bunlar da savasçı idiler, fakat hiç bir zaman düşmana dogrudan dogruya saldırmazlardı. Bunlaır vücuda gi-ren yabancılan birbirlerine baglıyacak, ku-şatacak, eritecek, öldürecek maddeleri ha-zırlamakla yükümlü idiler (bağışıklık ve allerji). Kinci olmalan ile iin salmıştılar. Aynı düşmana yıllar sonra rastlayınca onu hemen tanır vc onu yokcdecek maddeyi kana verirlerdi. Vücutta yalnız bu vatan-daslann girip dolaşabilecegi yollar da var-dı, bunlara îenf damarlan deniyordu. Bu yollar Uzerinde lenf dügümleri diye bili-nen biiyiik hanlar vardı; buralarda lenfo-sitler halka şeklinde dizilerek otururlardı (lenf folikülü); her lenf dügiimünde bir-cok folikül vardı; buralarda lenfositler de doguyordu, yani lenf dügümleri lenfositler için hem bir dinlenmc durağı. hem de bir dogum yatağı rolünü oynuyordu. Bazen de lenfosit diişmanla ilk burada karşılaşırdı.
Duvarct Vatansevcr Cücelcr;
Cüceler (trombosit'ler) 2-3 mikron ça-
pında idiler. Kırmızı tlik Mağaralannda Koca Çekirdekli Hücre (megakaryosit) dc-nen devler yaşıyordu. Cücelcr bu dcvlerin etinden koparak kan yollanna kanşmış varhklardı. 3-10 gün kadar yaşıyorlardı. Bu cücelerin görevi son derece önemli idi: damar duvarlannda meydana gelecek de-lik ve çatlaklan üsıüstc yıgılarak kapat-mak. Bu şekilde kanamayı durdurmaya ya-nyorlardı. Az sonra vücut fibrin denen bir harçla duvan daha iyi bir şekilde onan-yordu. Bu sırada çıkardıklan serotonin maddesi damarlan daraltıyordu. Bu olay sırasında binlerce cüce orada ölüyordu, fakat görev başanlraış. vatandaşlann yol-dan çıkmalan önlenmişti.
Kan tllkesinde Olaylar:
Bir gün şöyle bir haber yayıidı: damar duvannda duvarcı cUcelerin ve fibrin'in kapatamıyacağı kadar geniş bir delik açıl-mış, herkes dışan kaçıyordu. Bilginlcr • kanamadan iteri gelen kansızhk* diye haykırdılar. Durum ciddi idj. YUzIerce mi-ligram Hemoglobin boyası kınlderililerlc beraber yurtdışma kaçmıştı. Azalan He-moglobin'i yeniden yapmak için gcrekli demir'i karaciğer, dalak vc Kırraızı 1lik Mağara'lanndaki depolardan çekmek ge-rekiyordu. Yalnız bu kanamalar tekrar et-tikçe bu depolar da nihayet boşaldı ve Hemoglobin yeteri kadar yapılamaz oldu. O zaman Alyuvariar küçüldU ve soldu. «Demir eksikliginden ileri gelrae kansız-hk» gibi olaganUstü bir durum vardı, bir tek şey yapılabilirdi: dıs yardım istcmek. Bu da ilâç şeklinde demir verilmesi de-mekti.
Bir gUn baska birşey işittik: Mcrkezi Dalak'ta bulunan gizli bir örgUt Alyuvar-Ian yokedecek karsı cisimler (antikorTar) hazırlamakta idi. Gerçektcn birgün karşı cisimler kana kanşarak Alyuvarlan erit-meye basiadılar, Dalak'taki mezarlıklar dolup taşıyordu, Dalak bUyUdü. Alyuvar ccsetlerindcn fazla miktarda bilirubin ve demir açıga çıktıgı için deri ve kan plaz-ması san renk aldı (sanlık) ve demir de-polan tıka basa doldu. Bilginler açıkladı: vUcudun kendi Alyuvarlanna dUşman ke-silip onlan eritmesinden ileri gelen kan-sızhk. Kortizon vercrek bu dUşmanhgı ön-leraek bazen mürakün oluyordu. yoksa Dalağı hudut dışı etmekten, yani onu bir opcrasyonla vücut dısına çıkarmaktan başka çare kalrnıyordu.
Bir gUn baktık ki bUtUn genç vatan-daslar Kırmızı tlik Magaralanna oturmus-
13
lar: «biz buradan ölürüz de çıkmayız, ka-na girip de hamaliık edemeyiz» diyorlar. Meğer oturma grcvi yapıyorlarmış, sebe-bini sorduk: «Dalagan büyümesine uziil-dük> dcdiler. Kan yollan tenhalaşmışlı. Meger Dalak çok büyiırse —sebebi ne olursa olsun— kandaki bütün hücre cins-lcrinin sayılan azalır, Kırmızı llik ise ka-labalıklaşırmış (hiperspienizm veya dalak büyümesine bağiı kanstzlık).
Bir başka sefer baktım ki hem kan yollan, hem de Mağaraiar tenhalaşmış, kızıllar, beyazlar, cüceler heryerde sayıca azalmış. «ne oldunuz ?» diye soracak ol-dum, «basıldık» dediler, «peki kim bastı ?» ¦Benzen Bey, Piramidon Hanım ve Kloro-misetin Efendi'den ibarct bir ekip». Ben-zen Bey uçmayı pek severmiş ve deri, las-tik, cilâ, uçak v.s. endiistrilerin havasında dolaşır, çok sevdiği işçilerin ciğerinc ka-dar gidermiş. Piramidon Hanım kesmekle isim yapmış, ekseri Aspirin Bey'le evlere gider, agn kesermiş. Kloromisetin Efcndi hayata karşı imiş (antibioiik), «bcnim ol-dugum yerde mikrop ürcmez» diyen bu magrur adamın esas görevi tifo ile savaş-makmış ama onu heryerdc kullanıyorlar-mış, ya bilmezlikten ya aldırmazlıktan. Meğer bu zehir veya ilâçlar Mağaralar'daki dogumlan durduruyorlarmış (yani kemik iliğindc ycni hücre yapımını önliiyorlar). Okumuşlar buna da bir kulp taktı: Aplas-tik Anemi (kemik iliginin canına okunma-sma baglı kansıziık). Pcki çaresi, 3 ayda bir dış yardım şeklinde 3 şişe kan veril-mesi dcdilcr. Zaten 3-4 senede ölümle bi-tiyormıış. Daha iyisi bu gibi ilâçlan alma-dan önce ve ahrkcn sık sık kan sayımı yapılması (demirbaş sayımı gibi çok fay-dalı bir sayım, agır kayıplan önlüyor).
Bir gün kanyolu ile Kırmızı tlik Ma-ğaralanna yüzlerce yabancı geldi : «kim-siniz?» diye sorduk, sert sert «kanser hüc-rcsiyiz, çok uzaktaki bir organdan geliyo-ruz, orada çok kalabalıklaştık, burada ycr-leşecegiz» dediler. Yerleştiler ve öylesinc hızla çogaldılar ki Magara'daki yerlilerin sayısı ve dolayısıyle kan yollannda dola-şanlar azaldı, Magara'lar onlann emrine girdi. Buna da yabancı hücrelerin kemigi istilâsına baglı kansızlık diyorlarmış (mi-yeloftizik ancmi).
Reha'nm (Rh) hikâyesi de çok ilginç. Kalıtım kanunlan-geregince adı Reha ol-mıyan (Rh ncgatif) bir kadın adı Reha olan bir adamla evlenirse (Rh pozitif) ço-cuga daima Reha adı veriliyor (çocuk da babası gibi Rh + oluyor). Çocuöun bülün Alyuvarlanna Rcha (Rh +) diye yazılıyor. Buna kızan anne bir çesit silgilcr yapmıya
başlıyor (anti-Rh antikorları) ve bunlan son (plascnia) yardımı ile dölütün (cmbri-yon'un) kanına gönderiyor. Bu anti-Reha (Rh) karşı cisimleri (antikor'lan) Reha'yı sileyim derken Alyuvarlan eritiyor; neti-cedc bebek sanlıklı (fazla miktarda Alyu-var eridigi icin bilirübin artışından), şiş ve kansız doguyor. Eskiden bu bcbeklcrin •* 80'i ölüyordu. Şimdi ise bebege tam bir dış yardım lemin ediliyor. yani bcbegin kanı almarak yerine Reha olmıyan (Rh—) birinden alınan uygun kan verilerek be-begin kant degiştiriliyor. Tıpta Reha (Rh) uyuşmazhgı diye bilinen bu yeni dogmuş bebck hastalıgı ilk çocuklarda nadir.
Kan ülkesinde yaşıyan kızılderililerin gruplastıgı eskidenberi bilinmektedir: A, B. AB ve O.A grubundan olanlar Altın ger-danhk. B grubundan olanlar Bakır ger-danlık, AB grubundan olanlar Altın kapla-ma Bakır gerdanhk takarlardı, 0 grubu gerdanhk takmıyordu. Bir kan ülkesindeki hüıün vatandaslar aynı gcrdanlığı takmak zorunda idiler. Kan ülkcsinin kanunlan şunu gerektiriyordu : bir grup sayıca aza-lırsa yerinc dışandan ancak bu grubun taktığı gcrdanlıgı takanlar ithal cdilebilir-di; yani A'ya A, B'ye B, AB'ye AB grubu kan vcrilmcli idi. Gcrdanlık takmayanlar azalırsa verine ancak gerdanlık takmayan-lar alınabiliyordu (O grubuna O grubu kan vermek). Bir de şu vardı: altın kap-lama bakır yerine altın veya bakır gerdan-lık takanlar kuilamlabiliyor (AB grubu hem A hem B'den kan alabilir) ve gerdan-lığı olmavanlar herhangi bir grubun yeri-ne gcçebiliyordu (O grubu hcr gruba kan verebilir), fakat gerdanlıksız olanlann ye-rini hiçbir grup alamıyordu (O grubu kanı olanlara yalnız O grubu kan verilebilir). Bunun aksine hareket edilirsc (yanlış gruptan kan nakli) vücut ithal edilen kı-zılderililcri parçalıyor, sanlık oluyor (bili-riibin anışı) ve bu gibilerin % 10'u ölü-yordu.
Bir gün garip birşey başladı: kızılde-rililerin sayısı hızla artıyordu. Sayılan mm,'de 7-8 milyon'u aşınca Yüz Bölge-sinde şarap rcngi belirdi, Kulak şehrin-dcn ugultular geliyor, Göz şehrinin ak meydanlan (gözakı) üzerindc kırmızı yol-lar yapılıyor, yani Gözler kanlanıyordu. Sorduk, soruşturduk, bu da polisitemi (Alvuvar artış hastalıgı) imiş. Tedavi için ya P,. denen yeni bir silâhla Kırmızı 1lik Magaralan bombalanarak kızıldcrililerin sayısı azaltıhyor veya 2-3 ayda bir mil-yonlarca kızılderili hudut harici ediliyor du (kan almak veya hacamat).
14
Aşın dış yardım (bazı ilâçlann fazla alınması) veya istenmeyen dış yardım (vücudun allerjik olduğu ilâçlann alınma-sı) halinde, bazen de sebebi meçhul ola-rak duvarcı cücelerin azaldığı oluyordu. O zaman kızılderililer bakımsız kalan du-varlan aşarak Doku Çayırlanna kaçarlar ve oralarda öbek öbek toplanarak oturur-lardı; deride toplu iğne başı kadar mor noktalar halinde görülürlerdi (petcşi). ba-zen daha biiyiik olurlar ve o zaman onlara «çürük» denirdi. Fakat ilginç olan şuydu : Kan Ülkesi'ni tcrkeden her kızılderili ön-ce parçalanmaya ve sonra renk degiştir-meye mecburdu: önce kırmızı, sonra ye-şil, sonra san (Hemoglobin'in yeşil bili-verdin'e ve sonra san bilirübin'e değiş-mesi).
Bazen duvarcı cüceleri fibrin denen bir harçla birbirlerine yapıştırarak pıhtı de-nen toplama kamplarına koyarlardı, kü-çük yollarda (incc damarlarda) böyle bin-lerce pıhtı bulununca büyük yollardaki cü-celerin sayısı çok azalıyor, duvarlar ba-kırnsız kalıyor ve yine kızılderililer Doku Çayırlarına kaçmaya başlıyordu. Ustelik tıkalı küçük yollar çok şikâyete sebcp oluyordu (trombotik trombositopenik pur-pura = pıhtı oluşması ve pıhtı hücreleri-nin azalması ile beraber deri içine kana-malar).
Kan Ulkesinde kanşıklıklar da oluyor-du. kan dilindc buna lösemi denirdi. Kı-
zılderililer. beyazlar vc cücelerden kurulu normal yönetimin yerini ekseri yalnız Ak-yuvarlar ahrdı; bunun anlamı şuydu: Ak-yuvarlar. Alyuvarlar ve cüceler aleyhine Mağara'larda ve kan yollannda sayıca çok artarak üstünlük sağlıyordu. Ulkede kan-sızhk ve kanamalar başgöstermişti. Zafer sarhoşluğu içinde olan Akyuvarların unuı-tuğu tek şey şuydu : kendi görevleri olan dış düşmanla savaşmak. Acele ile kurul-mus kalabahk bir acemi er orclu.su gibiy-diler, iç düşmanlan olan Alyuvar ve cü-celerlc savaşmak isterkcn dış dUşmanla çarpışabilme yetcneklerini kaybetmişlerdi. Bazen de hem Ak ve hem de Alyuvarlann yönetimc el koyduğu görülürdü. Bunun önemli belirtisi kan yollannda çckirdekli Alyuvarlann ve normalde Mağara'lan hiç tcrkctmeyen genç Akyuvar'lann dolaşması idi. Mağaralarda genç Al ve Akyuvarlar çok arttyordu. Dalak büyümüş. Kan yolla-n ise tcnhalaşmıştı (Al ve Akyuvar Löse-mi'sinin birlikte oluşu ve Di Guglielmo hasialıgı). Bazcn dış yardımın aşın ariı-şından ülke batıyordu (ilâç yantesirleri) Lösemi'nin sonunu hcpimiz biliyoruz: Dış, yardıma vcya tedaviye rağmcn bir gün zaten sayılan azalmış bulunan kızılderili-ler de Kan Ülkesini terkediyor (içe veya dışa kanama) veya bakteriler Akyuvarlar-dan daha çok sevdiklerini iddia ettikleri kant işgal ediyorlar (septisemi) ve böyle-ce güzelim kemik saraylan beyaz mermer-lere çeviriyorlardı.
müCbUbUK
Mutluluk ruhu tatmin eden bir iş veya sanatın içine dalmakla elde
edilir. Sir William OSLER
Sahip olduğumuz değil, kullandtğtmız;
Gördüğümüz değil, seçtiğimiz;
Işte insantn mutluluk toplamınt küçülten ya da yücelıen şeyler.
Joseph Fort NEWTON
Bcn, öğrencilerin kendi fikirlerini işiımekten ve onlara kendıninkile-rini söyiermckten hoşlanan, fakaı onlartn da kendi gibı dıişün-ınesini suğlayacak hiç bir plân yapmayan bir öğretmene benzerim. Eğer siz onun gibi düşünürseniz, bu onıın hoşuna gidebiltr; fakat öyle düşünmezseniz düşüncenizin diiriistlüğü de onun o kadar hoşu-na gidecektir. Işte eğitimle güdümlü öğretimin farkt budtır.