Ama hastalık etkeninin kaynağı örneğin bir bilgisayar programıyla bulunduğunda bile her zaman tedavi mümkün
olmamakta.
Mesela hastalığın kaynağı safra kesesi ise, ameliyatla alınabiliyor. Ama enfeksiyonun çıkış noktası akciğer, kalp
kapakçıları ya da tüm karın zarı ise?
Bu hastalıklarda da antibiyotikler etkisini gösterene dek, modern yoğun bakım imkanlarıyla kritik evre atlatılmaya
çalışılmakta. Ancak günümüzde git gide daha fazla bakteri, antibiyotiklere karşı direnç kazandığı için hasta için
iyileşme garantisi yoktur.
Bu neden bilim adamları on yıllardan bu yana sepsis için özel ilaçlar üretmek için uğraşıyorlar. Amaç kontrolden çıkan
savunma sistemini, TNF-Alfa gibi bağışlık reaksiyonunu "azdıran" antikorları etkisizleştirerek frenlemek.
Yeni etkili ilaç
Yoğun çabalar ve büyük masraflar sonucunda geliştirilen bir ilacın etkisi kısa bir süre önce gerçekleştirilen bir
araştırmayla kanıtlandı.
Kanamaları ve iltihap reaksiyonunu engelleyen etkinleştirilmiş C proteiniyle, ağır sepsis hastalarındaki ölüm riski
%30'ların üzerinden, %25'in altına çekilebildi.
Uzun yıllardır devam eden başarısızlıklardan sonra bu gelişme önemli bir adım sayılsa da yeni ilacın beyin kanaması
gibi önemli bir yan etkisi var. Ayrıca tedavi çok pahalı. Bir hastanın iyileştirilmesi yaklaşık 10.000 Avro'ya mal
olmakta.
İstatistiksel verilere göre sepsis vakaları, daha çok ağır kazalardan, ameliyatlardan, ağır yaralanmalardan, organ
naklinden sonra ya da bedenlerinde kateter bulunanlarda ve yaşlı insanlarda görülmekte.
Uzmanlar bu nedenle sepsis tedavisiyle ilgili arayışların hızlandırılmasını hatta hastalığın da daha iyi araştırılması ve
aydınlatılması gerektiğini düşünüyorlar.
Özellikle de endüstri ülkelerindeki yaşlı nüfusunun artması nedeniyle sepsis araştırmaları büyük bir önem taşımakta,
diyor bilim adamları.
Kan zehirlenmesi (Sepsis) koldaki küçük bir yaradan gelişebilir (1). Hastalık etkenleri genelde deride veya mukozada
bulunan bildik bakterilerdir. Mikroplar normalde, bağışıklık sisteminin hücreleri tarafından henüz yaranın üzerindeyken
kontrol altına alınır. Fakat hasta ağır bir hastalık yüzünden zayıf düşmüşse, hastalık etkenleri kandan veya lenf
damarlarından kan dolaşımını sızar (2) ve buradan hızla tüm organlara yayılırlar (3). Bağışıklık sistemi bu durumda
"kırmızı alarma" geçer ve bakterileri zararsız hale getirmeye çalışır (4). Savunma sırasında bağışıklık hücreleri, yoğun
miktarda TNF-Alfa (Tümör nekroz faktörü alfa) ve IL-1 (İnterlökin-1) gibi uyarı maddeleri üreterek reaksiyonu
kontrolden çıkarırlar. Bu maddeler bedenin her yerindeki damarlara zarar verir, sıvı dokuya akar ve damarlar genişler.
Kalp (5) sıvı kaybına karşı pompalayamaz, kan basıncı düşer. Karaciğer (6) ve böbrekler gibi (1) yaşamsal önem
taşıyan organlar birer birer durur ve hasta ölür.
Dinozorların kuşların ataları olma ihtimali çok yüksek
Çok iyi korunmuş olan bir fosil bu savı destekliyor: Bilinen en eski kuş olan arkeopteriks dinozorlara çok yakındı.
Bütünlüğü hiç bozulmamış ve olağanüstü bir şekilde korunmuş arkeopteriks fosiliyle 150 milyon yıl önce yaşamış olan
en eski kuş ilgili yeni bir çalışma bu eski kuşun şimdiye kadar sanıldığından çok daha fazla dinozorlara yakın olduğunu
ortaya koydu!
Frankfurt'taki Senckenberg Araştırma Enstitüsü'nden paleoornitolog Gerald Mayr fosilin kemiklerini incelediğinde bu
sonuca vardı. Bavyera'da Solnhofen'deki kireçtaşlarından çıkarılan fosil özel bir koleksiyonda duruyordu. Gerald Mayr
bu çarpıcı bulgusuyla ilgili şu açıklamada bulunuyor: