Yeni Bilim ve Teknoloji Haberleri - 42

Bakteriler kan dolaşımına karıştıktan sonra peş peşe organlara bulaşır ve zincirleme bir reaksiyon başlatırlar.
Beden, bakterilerin içlere kadar sızdığını fark ettiğinde artık savunma için elinde ne varsa harekete geçiriyor:
Granülositler, monositler, makrofajlar ve bağışıklık hücreleri "kendilerine yabancı gelen her şeyi" yiyorlar.
TNF-Alfa ve IL-1 gibi kısaltmalarla anılan uyarı maddeleri daha küçük yaralarda olduğu gibi "savunma ekiplerini"
topluyorlar.
Lökosit saldırısı
Berlin Charit'nin enfeksiyon uzmanı Norbert Suttorp "Bağışıklık sistemi tıpkı bir sondaj adasındaki gibi büyük bir
alarma geçiyor" diye açıklıyor bu gelişmeyi. Doktorun hastalarından biri iki gündür komada. Siroz yüzünden karnında
su toplanınca, iltihap önce karın zarına, daha sonra ise tüm bedenine yayılmış. Hastanın yaşama şansı az, dolaşım
sistemi çöküğü için septik şok durumunda.
Kan zehirlenmesinde hastayı ölüme götüren aslında enfeksiyon değil, hedefini aşan beden savunmasıdır (bağışıklık).
Akyuvarlar, bakterileri yok etmeye yardımcı olan zehirler (lökosit) salgılıyor. Fakat bu zehirler bedenin kendisini de
etkilemekte. Bu süreç ince damarların delinmesine ve önemli miktarda sıvının damarlardan dokuya akmasına yol
açmakta.
Kalp, iyice düşen kan basıncını yükseltmek için deli gibi atmaya başlıyor, nabız fırlıyor ve dolaşım sistemi çöküyor.
Doktorlar bu durumda septik şoktan söz ediyorlar. Organlara artık kan ve oksijen gitmediği için önce böbrekler, sonra
sırasıyla bağırsaklar, karaciğer ve akciğerler iflas ediyor.
Zamanla yarış
Bu sürecin tamamı birkaç saat içinde işlediği için de doktorlar, bedenin her yerine yayılan hastalık etkeni ve savunmaya
geçen bağışıklık sistemiyle mücadele etmekle kalmayıp, zamanla da yarışmak zorundalar.
Çoğu zaman hastalığın teşhisini koymak pek kolay olmuyor, sonuçta baş/eklem ağrıları ve titreme gibi pekala grip
belirtileri olacak semptomlarla da kendini göstermekte kan zehirlenmesi.
Doktorlar bu yüzden daha kesin belirtiler arıyorlar. Bunlara ateş ve şaşkınlık da dahil.
Hasta birden bire kim olduğunu veya nerede bulunduğunu hatırlayamıyor.
Bunun sebebi, beynin de enfeksiyon ve savunma reaksiyondan etkilenmiş olması.
Diğer gösterge
Hastalığın diğer göstergesi de kan değerleridir. Örneğin lökositlerin (akyuvarların) sayısı artmakta. Fakat sepsisin kesin
tanısına izin verecek özel belirtiler eksikti. "Procalciton"un keşfiyle artık tıpkı kalp enfarktüsündeki Troponin proteini
gibi güvenirli bir gösterge elde edilmiş oldu.
Bir tiroid bezi hormonu olan Procalciton, sepsis hastalarının kanında, hastalığın erken evrelerinde saptanmakta. Sağlıklı
insanın kanında bu hormon bulunmuyor.
Tüm bu belirtiler yap boz parçaları gibi birbirine oturduğu zaman doktorlar bir an önce hastalık etkenini bulup, duruma
göre bir veya daha fazla antibiyotik veriyorlar hastaya. Hasta şokta ise kan dolaşımı düzenlenmesi, sıvı verilmesi ve
yapay solunum gibi yoğun bakım programı uygulanmakta.
Kaynağı bulmak zor
Ne var ki enfeksiyonun kaynağını bulmak çok zor. Doktorlar vakaların sadece %50'isinde enfeksiyon etkenlerini
saptayabiliyorlar.