Bu türün soyundan gelenlerin ne olduğunun kavranması için araştırmacıların zaman sürecinde yol almaları da
gerekiyor. Vernanimalcula ile 40-55 milyon yıl sonraki Kambriyen patlamasının canlıları arasındaki boşlukla ilgili
bilgiler öncelikle Ediacara döneminin direy ve biteyini içeren ana damarlarla ilgili araştırmalardan geliyor.
Queen's Üniversitesi'nden Guy Narbonne ve arkadaşları tarafından elde edilen yeni bulgular bu canlıların 575 milyon
yıl önce yaşadıklarını doğruluyor.
Ne var ki, yalnızca 555 milyon yıllık ya da daha eski örneklerde bilaterian özelliklere sahip olan fosillere tanık
olunmaktaydı. Minik Vernanimalcula'nın tersine, Ediacara bilaterianları makroskobik canlılardı.
Yumuşakçaların atası
Kimberella gibi, yaklaşık 10 santimlik bu yumuşak bedenli deniz canlıları günümüzde istiridye, salyangoz ve
mürekkepbalığının da aralarında olduğu yumuşakçaların atası olabilir. Mikroskobik bilaterianların daha iri Ediacara
canlılarıyla birlikte yaşayıp yaşamadıklarının anlaşılması için o döneme ait bir fosil yatağının bulunması gerekiyor.
Vernanimalcula'nın ataları ve torunlarıyla ilgili olarak henüz kesin bir bilgiye sahip olmasak da, bu minik fosiller evrim
sürecinde atılan önemli bir adımı gözler önüne seriyor. Bunlar bilaterianların iri bedenlerden önce karmaşık yapıda
bedenler oluşturma yeteneğine sahip olduklarını ortaya koyuyor.
Bilim insanları şimdilerde bu canlıların bedenlerinin neden sonradan büyüdüğünü araştırıyorlar. Bu konuda en olası
açıklama deniz suyundaki erimiş oksijen miktarındaki belirgin artış olabilir. Solunumda oksijen artışı büyümeyle ilgili
kısıtlamaları ortadan kaldırıyor.
Vernanimalcula taşılbilimcileri doğal olarak yumuşak bedenli hayvan fosilleri aramaya itiyor. Bu konuda öğrenilmesi
gereken daha bir yığın şey olmakla birlikte, şimdiye dek yapılan incelemeler en azından karmaşık yapıdaki canlıların
çok daha uzun bir geçmişe dayandıklarını ve Kambriyen döneminin bir patlamadan çok hayvan yaşamının yeşerdiği bir
dönem olduğunu ortaya koyuyor.
Kan zehirlenmesi tedavisinde küçük ama pahalı bir gelişme
(Kaynak: Die Zeit 52/2005)
Sepsis veya halk arasında kan zehirlenmesi olarak da bilinen hastalığın teşhisi, kesin tanıya imkan verecek belirgin ve
güvenirli semptomların çok az araştırılmış olması nedeniyle çok zor.
Papa Johannes Paul II, Prens Rainer ve Christopher Reeve, bu ünlü üç kişinin ortak yönü ne olabilir? Resmi
açıklamalara göre Reeve kalp sektesi, Prens Rainer akciğer iltihabı, Papa J.Paul II ise idrar yollarındaki bir enfeksiyon
yüzünden yaşamını yitirmişti.
Oysa ölüm nedenleri daha ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde asıl sebep ortaya çıkıyor: Sepsis.
Sepsisin bir ölüm nedeni olduğu pek bilinmemekte. Halk arasında kan zehirlenmesi olarak bilinen bu ölümcül hastalık,
enfeksiyonlara bağlı olarak gelişir. Vakaların %40'ı akciğer enfeksiyonuyla başlamakta, fakat Papa Johannes Paul II'de
olduğu gibi idrar yolları enfeksiyonu da pek ender değildir. Hatta uzmanlar, iltihaplı bir dişin bile sepsise yol
açabileceğini söylüyorlar.
Savunma yetersiz kalırsa
Bağışıklık sistemi normalde belli bir bölgede sınırlı olan enfeksiyonu yok edebiliyor, ama savunmanın yetersiz kaldığı
durumlarda kan zehirlenmesi oluşmakta.
Özellikle de hastalık etkeninin agresif olduğu durumlarda ve ağır ameliyatlardan sonra ya da kemoterapide bağışıklık
kuvvetinin zayıflaması halinde tehlike daha büyük.
Çünkü bu durumlarda belli bir bölgedeki enfeksiyonun tüm bedene yayılma olasılığı yüksekir.