Eğer Mars'ın üzerinde yaşam vardıysa bile bu ancak Mars'ın erken jeolojik dönemlerinde varolmuş olabilir diyen bilim
adamları araştırmaya Fransa, İtalya, Rusya, ABD ve Almanya'dan katıldılar.
Mars Express sondası, sıvı suyun varlığını kurumuş akarsu yataklarında saptarken, Nasa'nın Mars aracı "Opportunity"
de tuz ve kükürt bileşimleri ve bir kayayı inceleyerek suyla ilgili kanıtlar bulmuştu.
Ortadaki sorular
Ancak buna rağmen "Mars'ın üzerindeki sıvı su sadece geçici bir dönemde mi yoksa uzun vadede mi bulunuyordu?" ve
"Suyun varlığı, yaşamın gelişimini mümkün kılacak kadar uzun sürmüş müydü?" gibi sorular çıkmıştı ortaya.
Bilim adamları bu soruları yanıtlamak için yaptıkları son değerlendirmelerle Kızıl Gezegen'i üç evreye ayırdılar. Son
evre 3,5 milyon yıl öncesinden günümüze kadar devan edeni. Amerikalı jeolog John Mustard, bu evrede tek bir
mikrobun bile yaşamasının mümkün olmadığını söylüyor.
Yaşam için en uygun koşullar birinci jeolojik evrede bulunuyordu. Bu evredeki kilimsi bölgelerde yaşam için gerekli
olan biyokimyasal süreçler işlemiş olabilir.
Ancak ardından Mars'ın yoğun atmosferine bağlı yaşanan küresel iklim değişimi, gezegeni zaman içinde kurak ve asitli
bir çöle dönüştürmüştü.
İklim değişiminin volkanik etkinliklerle, şiddetli meteorit bombardımanı ya da Mars'ın manyetik alanında meydana
gelen değişimlerle geliştiği sanılmakta.
Minik Bir Fosilin Tarihteki Yeri
Karmaşık yapılı hayvanlarla ilgili evrim sürecinin erken Kambriyen dönemde yaşanan bir patlamayla birlikte başladığı
sanılmaktaydı. Ne var ki, 2004 yılında mikroskobik boyutlu Vernanimalcula'nın bulunması karmaşık yapılı hayvanların
köklerinin Kambriyen döneminden de öncesine uzandığını ortaya koyuyor.
En önemli sorun
Bu tür canlıların bulunmasında yaşanan en önemli sorunlardan bir tanesi bunların mineralleşip fosile dönüşebilen
iskeletlerden yoksun olmaları. Öyle olunca da araştırmacılar, kayanın ve ona özgü kimyasal süreçlerin türüne bağlı
olarak, kalıntıların en ince ayrıntılarının bile hiç bozulmadan saklandığı ender çökeltilere bel bağlamak zorunda
kalıyorlar.
Bu çökeltiler Almanca "ana damar" anlamına gelen lagerstatten adıyla biliniyor. Yumuşak dokuyu koruyan bu tür ana
damarlara çok ender rastlanıyor. Yeryüzünün farklı bölgelerine dağılmış olan bu tür birkaç düzine ana damardan en çok
bilineni Almanya'daki Solnhofen kireçtaşıdır. En eski kuş fosili olduğu sanılan 150 milyon yıllık Archaeopteryx
örnekleri burada bulunuyor.
İlk kanıtlar
Daha eski bir çökelti olan ve Stephen Jay Gould'un yazılarıyla ün kazanan Britanya'daki Burgess şisti Kambriyen
döneme ait eski okyanuslarda yaşayan yumuşak bedenli bir yığın gizemli canlı örneklerini barındırıyor.
Burgess şistinden daha da eski bir ana damar da Çin'in Yunnan eyaletinde yer alan ve kısa bir süre önce yine
Kambriyen patlamasına özgü özellikler taşıyan yumuşak bedenli çok sayıda canlı örneğinin su yüzüne çıkartıldığı
Chengjiang bölgesi.
Bunun dışında adını ilk örneğin bulunduğu Ediacara Tepeleri'nden alan Ediacara ana damarı da, Kambriyen öncesi
dönemden ilginç fosiller ve ilk bilaterian'larla ilgili kanıtlar barındırıyor.
1998'de paleobiyoloji uzmanlarından oluşan iki farklı grup bir başka Kambriyen öncesi ana damar olan Güney Çin'in
Guizhou bölgesinde yumuşakçalardan oluşan olağanüstü örnekler ortaya çıkardı. Bu örneklerin bulunduğu tortuların
büyük bir bölümü fosillerdeki yumuşak dokuların yerini alan kalsiyum fosfat (apatit) mineralinden oluşuyor.